Aşırı Düşünme (Overthinking) Nedir?
- Sena Hacıoğlu
- 20 Oca
- 2 dakikada okunur

Modern çağın en yaygın zihinsel prangalarından biri olan aşırı düşünme (overthinking), bir durumun, kararın veya olayın üzerinde gereğinden fazla durarak zihni bitmek bilmeyen bir analiz döngüsüne hapsetmektir. Bu durum, sadece derin düşünmekten farklıdır; çünkü sağlıklı düşünme bir çözüme ulaştırırken, overthinking bir kördüğüme dönüşür. Kişi, geçmişte yaptığı basit bir hatayı günlerce zihninde yeniden canlandırabilir (ruminasyon) veya geleceğe dair en kötü senaryoları kurgulayarak felaketleştirebilir. Psikolojik olarak bu süreç, zihnin kontrolü elinde tutma çabası olsa da paradoksal bir şekilde "analiz felci" yaratarak kişinin harekete geçmesini engeller. Aşırı düşünen bir birey için en basit seçimler bile (örneğin akşam ne yiyeceği veya bir e-postayı nasıl yanıtlayacağı), her ihtimalin tüm negatif sonuçlarının hesaplandığı devasa bir krize dönüşebilir.
Aşırı düşünme döngüsü başladığında, beyin sürekli "savaş ya da kaç" modunda kalarak yüksek miktarda kortizol salgılar. Bu da fiziksel yorgunluk, uyku bozuklukları ve konsantrasyon güçlüğü gibi sonuçlar doğurur. Aşırı düşünen insanlar genellikle "Ya öyle olursa?" (What-if) sorularının labirentinde kaybolurlar. Bu durumun temelinde yatan mükemmeliyetçilik arzusu ve hata yapma korkusu, bireyi her ayrıntıyı kusursuzlaştırmaya iter. Ancak hayatın doğal belirsizliği bu mükemmeliyetçilikle çatıştığında, zihin durumu çözmek yerine sürekli aynı noktada dönüp durmaya başlar. Bu, boşa dönen bir motorun ısınması ve sonunda kendisine zarar vermesi gibidir. Aşırı düşünmek bir zeka belirtisi gibi algılansa da aslında zihinsel enerjinin verimsiz kullanımıdır.

Overthinking ile başa çıkmanın ilk adımı, bu döngünün içine girildiğini fark etmektir. Zihin bir senaryoyu üçüncü kez başa sardığında, orada artık bir çözüm aranmadığı, sadece kaygının beslendiği anlaşılmalıdır. Farkındalık (mindfulness) teknikleri, dikkati şimdiki ana ve fiziksel duyumlara getirerek zihnin gelecek veya geçmişteki spekülatif yolculuğunu kesebilir. Ayrıca mükemmel kararın olmadığını kabul etmek ve "yeterince iyi" kavramına odaklanmak, zihinsel yükü hafifletir. Unutulmamalıdır ki düşünmek bir eylem planı hazırlamak içindir; eğer düşünceleriniz sizi harekete geçirmek yerine olduğunuz yere çiviliyorsa, o düşüncelerin altını altınla değil, farkındalıkla doldurmanız gerekir.
Aşırı düşünme iki ana koldan ilerler: Geçmişte takılı kalmak (ruminasyon) ve gelecek için felaket senaryoları yazmak. Ruminasyonda kişi, "Keşke öyle demeseydim" gibi pişmanlıklarla kendini hırpalar. Gelecek kaygısında ise henüz gerçekleşmemiş olaylar için yas tutar. Her iki durum da bireyin şimdiki anın gücünü kullanmasını ve mevcut yaşam kalitesini deneyimlemesini engeller. Çok fazla seçeneği ve olasılığı değerlendirme çabası, beyinde bir tıkanıklığa yol açar; buna "analiz felci" denir. En doğru kararı verme takıntısı, sonunda hiçbir karar verememeye veya karar verildiğinde bile "acaba diğeri daha mı iyiydi?" şüphesine neden olur. Bu süreç, zaman kaybının yanı sıra özgüvenin zedelenmesine ve kişinin kendi yargı yeteneğine olan güveninin azalmasına yol açar. Aşırı düşünmeyi durdurmanın en etkili yolu, zihinsel döngüyü fiziksel bir eylemle kırmaktır. "Düşünce zamanı" belirlemek (günde sadece 15 dakika düşünmeye izin vermek) veya düşünceleri kağıda dökmek, zihindeki kaosu yapılandırır. Kontrol edilemeyecek olanı bırakma sanatı ve hataların birer öğrenme fırsatı olduğunu kabul etmek, aşırı düşünmenin panzehri olan içsel huzuru beraberinde getirir.







