Beynimizin Sadece %10'unu mu Kullanıyoruz? Doğru Bilinen Yanlışlar.
- 31 Oca
- 2 dakikada okunur

Beynimizin sadece %10'unu kullandığımız ve geri kalan %90'lık kısmın "keşfedilmemiş süper güçler" barındırdığı iddiası, muhtemelen 20. yüzyılın başlarında Amerikalı psikolog William James'in "Zihinsel kaynaklarımızın sadece küçük bir kısmını kullanıyoruz" şeklindeki genel ifadesinin yanlış yorumlanmasıyla doğdu. Ardından Hollywood, Limitless veya Lucy gibi filmlerle bu fikri adeta bir dogma haline getirdi. Ancak nörobilim (sinirbilim) bize çok farklı bir hikaye anlatıyor.
Beynimiz, vücut ağırlığımızın sadece %2'sini oluşturmasına rağmen, vücudumuzun toplam enerjisinin %20'sini tek başına tüketir. Evrimsel biyoloji açısından bakıldığında, kaynaklarının sadece %10'u aktif olan bir organı bu kadar yüksek bir enerji maliyetiyle beslemek, doğanın verimlilik yasasına ayıklanma sebebi olurdu. Eğer %90'ı atıl olsaydı, doğal seçilim çoktan bizi daha küçük, daha az enerji harcayan ama %100'ü aktif bir beyne yönlendirirdi.
Evrimsel Verimlilik ve Enerji Ekonomisi

Modern tıp dünyası, fMRI (fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme) ve PET taramaları sayesinde artık beynin içindeki her bir kıvrımı canlı olarak izleyebiliyor. Bu çalışmaların gösterdiği sonuç nettir: Beynimiz 24 saat boyunca, biz uyurken bile, neredeyse tam kapasite çalışmaktadır. Tabii ki aynı anda her bir nöronun ateşlendiği bir durumdan bahsetmiyoruz (bu zaten ciddi bir nörolojik kriz veya epileptik bir nöbet anlamına gelirdi); ancak beynimizin her bir bölgesi, belirli bir işlevden sorumludur ve gün içinde mutlaka aktif hale gelir.
Beynimiz, vücudumuzdaki en "pahalI" organdır. Sürekli glikoz ve oksijen talep eder. Eğer bu devasa enerjinin büyük bir kısmı işlevsiz bir dokuyu hayatta tutmak için harcansaydı, bu insan türü için büyük bir dezavantaj olurdu. Sinir hücreleri (nöronlar), kullanılmadıkları zaman "budama" (synaptic pruning) denilen bir işlemle elenir veya başka bir göreve atanır. "Kullan ya da kaybet" kuralı beyin dokusu için esastır; dolayısıyla işlevsiz bir %90'ın varlığı biyolojik olarak mümkün değildir.
Modern Nörogörüntüleme ve Aktif Alanlar

Beynin herhangi bir bölgesinde meydana gelen küçücük bir hasarın (felç, travma vb.) bile ciddi fiziksel veya zihinsel kayıplara yol açması, "kullanılmayan %90" iddiasını tamamen çürütmektedir. Hiçbir doktor size, "Beyninizin %90'ı boş zaten, şu hasarlı bölge önemli değil" demeyecektir. Asıl mesele kapasite değil, beynin içindeki ağların ne kadar nitelikli kurulduğudur. Fonksiyonel görüntüleme teknikleri, beynin karmaşık görevler sırasında (dil konuşma, problem çözme, hayal kurma) tüm loblarının senkronize bir şekilde çalıştığını kanıtlamıştır. Hatta uyku sırasında bile beyin; anıları işleme, temizlik (lenfatik sistem) ve hayati organları yönetme gibi görevlerle tam gaz çalışmaya devam eder. Beyinde "boş" veya "sessiz" bekleyen, hiçbir elektriksel aktivitenin görülmediği tek bir bölge bile tespit edilememiştir. İnsan potansiyeli aslında beynin "yüzdesi" ile değil, nöronlar arasındaki bağlantıların (sinapsların) gücü ve yoğunluğuyla ilgilidir. Buna nöroplastisite denir. Yeni bir dil öğrendiğinizde veya bir enstrüman çalmaya başladığınızda beyninizin %10'u %20'ye çıkmaz; mevcut dokunuz içinde yeni bağlantı yolları inşa edilir. Yani daha zeki olmak, beynin uykudaki alanlarını uyandırmak değil, var olan işlemciyi daha verimli kullanacak şekilde "programlamak" demektir.



