Eş Zamanlılık (Senkronisite) Nedir?
- Sena Hacıoğlu
- 19 Oca
- 2 dakikada okunur

Hiç aklınızdan bir şarkı geçerken radyoda aniden o şarkının çaldığına şahit oldunuz mu? Ya da yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşündüğünüz anda telefonunuzun çaldığına? Çoğu insan bu durumları "ilginç bir tesadüf" diyerek geçiştirir. Ancak ünlü psikiyatr Carl Jung’a göre bunlar basit tesadüfler değil, Eş Zamanlılık (Synchronicity) ilkesinin tezahürleridir. Eş zamanlılık; aralarında görünürde hiçbir neden-sonuç ilişkisi (nedensellik) bulunmayan iki veya daha fazla olayın, anlamlı bir şekilde aynı zaman diliminde gerçekleşmesidir. Bu kavram, mantığın ve bilimin "A, B'ye neden olur" şeklindeki düz çizgisini kırar. Jung'a göre evren, sadece fiziksel kurallarla işleyen mekanik bir saat değildir; insan zihniyle (psişe) dış dünya (madde) arasında gizemli, görünmez bir bağ vardır. Eş zamanlılık, bu bağın anlık olarak görünür hale gelmesi, yani evrenin bize "göz kırpmasıdır".
Jung’un tedavisi zor ilerleyen aşırı rasyonel bir hastasıyla yaşadığı "Böcek Olayı"dır. Hasta, bir rüyasında kendisine altın bir bok böceği (scarab) verildiğini anlatırken, Jung pencerede bir tıkırtı duyar. Pencereyi açtığında içeriye, o coğrafyada altın böceğe en çok benzeyen böcek türü olan bir "Gül Hanım Böceği" uçar. Jung böceği yakalar ve hastasına uzatarak "İşte rüyandaki böcek" der. Bu şok edici eş zamanlılık, hastanın rasyonel savunma duvarlarını yıkar ve iyileşme sürecini başlatır. Buradaki kilit nokta "anlam"dır. Böceğin odaya girmesi sıradan bir doğa olayıdır, hastanın rüya görmesi psikolojik bir süreçtir; ancak ikisinin aynı anda olması, kişi için dönüştürücü bir anlam taşır.

Eş zamanlılık, hayatımızda bir rehberlik sistemi gibi çalışabilir. Çoğu zaman bir yol ayrımında olduğumuzda, yoğun bir kriz yaşadığımızda veya büyük bir değişimin eşiğindeyken bu tür olaylar artar. Bu durumlar, doğru yolda olduğumuzu fısıldayan bir onaylama veya yanlış bir karardan dönmemiz için bir uyarı olabilir. Kuantum fiziğinin "gözlemci etkisi" ile de paralellik gösteren bu felsefe, bize dış dünyanın iç dünyamızdan bağımsız olmadığını hatırlatır. Düşüncelerimiz, korkularımız veya niyetlerimiz, dış dünyada olaylar şeklinde karşımıza çıkabilir. Eş zamanlılığı fark etmek, hayata uyanık bir bilinçle bakmayı gerektirir; çünkü evren sürekli konuşur, ancak sadece dinlemeyi bilenler bu fısıltıları duyabilir. Bilim dünyası olayları "neden-sonuç" ilişkisiyle (ateş yakar, su ıslatır) açıklar. Ancak eş zamanlılık "nedensizlik" (acausality) ilkesine dayanır. İçinizdeki bir duygu ile dışarıdaki bir olayın aynı anda gerçekleşmesinin mantıksal bir nedeni yoktur, ancak "anlamsal" bir bağı vardır. Bu başlık altında, hayatın sadece fiziksel kurallarla değil, anlam örüntüleriyle de işlediğini anlıyoruz.
Jung, eş zamanlılığı açıklarken orta çağ simyacılarının "Unus Mundus" (Tek Dünya) kavramına atıfta bulunur. Buna göre madde ve enerji, ruh ve beden aslında aynı gerçekliğin farklı görünümleridir. Eş zamanlılık anlarında, bu ikilik ortadan kalkar. İç dünyamızda olan bir fırtına, dış dünyada gerçek bir fırtına ile eşleşebilir. Bu, insanın evrenden kopuk bir gözlemci değil, onunla bütünleşik bir parça olduğunu gösterir.Eş zamanlılıklar genellikle "dikkat çekici" anlardır. Sürekli karşınıza çıkan sayılar (11:11 gibi), semboller veya isimler tesadüf olmayabilir. Bu olaylar genellikle kişinin bilinçdışındaki bir ihtiyacın yüzeye çıkmasıdır. Bu işaretleri okumak, kaderin akışını yakalamak gibidir. Ancak burada aşırıya kaçıp her şeyden anlam çıkarma (apofeni) tuzağına düşmemek, sağlıklı bir farkındalık için önemlidir.







