Göbeklitepe ve İnsanlık Tarihini Değiştiren Büyük Keşif
- Sena Hacıoğlu
- 23 Oca
- 3 dakikada okunur

Şanlıurfa’nın uçsuz bucaksız ovalarına hakim bir tepede, 1990’ların ortasında yapılan bir keşif, tarih kitaplarının yeniden yazılmasına neden oldu. Göbeklitepe, Mısır Piramitleri’nden yaklaşık 7.000, İngiltere’deki Stonehenge’den ise 6.000 yıl daha yaşlı olan, bilinen dünyanın en eski anıtsal tapınağıdır. Alman arkeolog Klaus Schmidt’in öncülüğünde gün yüzüne çıkarılan bu alan, sadece arkeoloji dünyasını değil, dinler tarihini, sosyolojiyi ve medeniyet algımızı derinden sarsmıştır. Yaklaşık 12.000 yıl öncesine, Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ’a (M.Ö. 10.000 – 8.000) tarihlenen bu yapılar, insanoğlunun henüz avcı-toplayıcı olduğu, metal aletleri kullanmadığı ve tekerleği icat etmediği bir dönemde inşa edilmiştir.
"İnsanlar önce tarımı keşfetti, sonra yerleşik hayata geçti, köyler kurdu ve en sonunda din/tapınak olgusunu geliştirdi." Ancak Göbeklitepe bu sıralamayı yerle bir etmiştir. Buradaki devasa sütunların inşası, yüzlerce insanın bir araya gelmesini, organize olmasını ve beslenmesini gerektiriyordu. Bu durum, insanları yerleşik hayata ve tarıma iten gücün "açlık" değil, "inanç ve toplanma arzusu" olduğunu ortaya koymuştur. Yani, tapınak şehri doğurmuştur. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan bu gizemli alan, günümüzde hala kazılmaya devam etmekte ve her yeni katmanda bize atalarımızın sandığımızdan çok daha karmaşık bir zihinsel dünyaya ve mühendislik yeteneğine sahip olduğunu fısıldamaktadır.
Ezber Bozan Teori: Önce İnanç, Sonra Medeniyet

Göbeklitepe’nin en sarsıcı yönü, onu inşa edenlerin kimliğidir. Bu insanlar, mağaralarda yaşayan, basit ve ilkel kabileler olarak düşünülen avcı-toplayıcılardı. Ancak tonlarca ağırlıktaki taşları taşımak, geometrik bir düzenle dikmek ve üzerlerini sanatsal kabartmalarla süslemek, muazzam bir iş gücü organizasyonu ve hiyerarşi gerektirir. Bu durum, karmaşık toplum yapısının tarımdan önce var olduğunu kanıtlar. Teoriye göre, bu tapınak çevresindeki ritüeller için bir araya gelen kalabalık grupları doyurma ihtiyacı, çevredeki vahşi tahılların evcilleştirilmesine ve tarımın başlamasına önayak olmuştur. Yani buğdayın genetik anavatanının Göbeklitepe yakınlarındaki Karacadağ olması tesadüf değildir. İnsanlık, karnını doyurmak için değil, ruhunu doyurmak (ibadet etmek) için bir araya gelmiş ve bu süreç medeniyeti tetiklemiştir.
T Biçimli Sütunlar ve Taşlara Kazınan Korku

Göbeklitepe’nin mimari merkezinde, boyları 3 ila 6 metre arasında değişen ve ağırlıkları 16 tona kadar varan devasa T biçimli sütunlar yer alır. Dairesel planlı yapıların merkezine dikilen bu taşlar, stilize edilmiş insan formlarını temsil eder. Sütunların gövdesinde görülen kol ve el tasvirleri, bu taşların birer "tanrı", "ata ruhu" veya "stilize insan" olduğunu düşündürür; ancak hiçbirinde yüz hatları (göz, ağız, burun) yoktur. Bu sütunların üzerinde ise dönemin faunasını yansıtan büyüleyici ve ürkütücü kabartmalar bulunur: Aslanlar, boğalar, yaban domuzları, tilkiler, yılanlar, akrepler ve turnalar...
Bu hayvanların çoğu saldırı pozisyonunda veya korkutucu bir şekilde betimlenmiştir. Bu da Göbeklitepe’nin bir huzur sığınağından ziyade, belki de ölüler kültüyle ilgili, korkuların yatıştırıldığı veya şamanik ritüellerin yapıldığı bir alan olduğunu işaret eder. Özellikle "akbaba" figürleri, ölülerin etlerinin kuşlara yedirildiği antik "gök gömme" (excarnation) geleneğine bir atıf olabilir.
Büyük Gizem: Neden Bilinçli Olarak Gömüldü?

Göbeklitepe ile ilgili en büyük sır, nasıl yapıldığından ziyade nasıl terk edildiğidir. Tapınak, yaklaşık 1500 yıl boyunca kullanıldıktan sonra, M.Ö. 8000 civarında nedeni bilinmeyen bir şekilde terk edilmiştir. Ancak bu terk ediş, bir savaş, deprem veya doğal afet sonucu olmamıştır. Göbeklitepe halkı, bu muazzam tapınakları tonlarca toprak ve taş taşıyarak bilinçli bir şekilde gömmüştür. Bu "kapatma" işlemi sayesinde yapılar günümüze kadar bozulmadan ulaşabilmiştir. Peki neden? Bir çağın sonu mu gelmişti? İnanç sistemi mi değişmişti? Yoksa tapınağın gücünü korumak için onu mühürlemek mi istemişlerdi? Bu sorunun cevabı hala toprak altındadır. Belki de tarım toplumuna geçişle birlikte, avcı-toplayıcıların bu "eski dünya" tapınağına artık ihtiyaçları kalmamıştı. Göbeklitepe’nin üzerini örtmek, insanlığın çocukluk dönemine veda edip yeni bir çağa geçişinin sembolik bir töreni olabilir.







