Gılgamış Destanı: İnsanlığın Ölümsüzlük Arayışının İlk Hikayesi
- Sena Hacıoğlu
- 7 gün önce
- 2 dakikada okunur

Bundan yaklaşık 4000 yıl önce, Sümerli katiplerin kil tabletlere çivi yazısıyla kazıdığı bir hikaye, bugün hala modern insanın en büyük korkusuna ışık tutuyor: Ölüm. Uruk Kralı Gılgamış'ın hikayesi, sadece kahramanlıklarla dolu bir efsane değil; insanın hayvani doğasıyla tanrısal arzuları arasındaki çatışmanın, dostluğun ve nihayetinde "fâniliğin" kabul edilişinin ilk psikolojik analizidir.
Gılgamış, yarı tanrı yarı insan (üçte ikisi tanrı, üçte biri insan) bir kraldır. Güçlüdür, yakışıklıdır ama zalimdir. Onun bu dengesiz gücünü dizginlemek için tanrılar, doğanın bağrından onun tam zıttı olan vahşi adam Enkidu’yu yaratırlar. Gılgamış ve Enkidu’nun tanışmasıyla başlayan bu serüven, bizi Mezopotamya’nın karanlık yeraltı dünyasından, Nuh Tufanı'nın kökenlerine kadar götürür.
Enkidu ve Medeniyet: Vahşetten İnsanlığa Geçiş

Destanın en başında Gılgamış, halkına zulmeden bir tiran iken, Enkidu doğada hayvanlarla yaşayan uygarlaşmamış bir güçtür. Enkidu’nun bir kadın (Şamhat) aracılığıyla medeniyete geçişi, insanın doğadan kopuşunun ve "bilinç" kazanışının sembolüdür.
Ezoterik Anlam: Gılgamış (Ego/Zihin) ve Enkidu (Beden/Doğa), insanın iki yarısını temsil eder. Bu ikisi dövüşüp sonra dost olduklarında, insan "tam" hale gelir. Gerçek güç, sadece kaba kuvvet veya sadece keskin zeka değil, bu ikisinin kardeşliğidir.
Ölümün Yüzü: Enkidu’nun Ölümü ve Gılgamış’ın Dönüşümü

Destanın kırılma noktası, Enkidu’nun ölümüyle başlar. Gılgamış, dostunun cesedi başında günlerce yas tutarken, hayatında ilk kez kendi sonuyla yüzleşir: "Ben de onun gibi ölecek miyim?" Bu soru, Gılgamış'ı krallığını terk edip yollara düşüren, ölümsüzlüğün sırrını aratan o meşhur yolculuğa çıkarır.
Felsefi Bakış: Gılgamış'ın sarayını bırakıp vahşi hayvan derilerine bürünerek çöllere düşmesi, modern dille söylersek, bir "varoluşçu kriz"dir. Maddi başarının ölüm karşısındaki anlamsızlığını fark eden insanın, manevi hakikati arayışıdır.
Utnapiştim ve Tufan: Ölümsüzlük Bir Bitki mi, Yoksa Bir Miras mı?

Gılgamış, tufandan sağ kurtulan ve tanrılar tarafından ölümsüzlükle ödüllendirilen Utnapiştim'i (İncil ve Kuran’daki Nuh’un Sümer karşılığı) bulur. Utnapiştim ona, ölümsüzlüğün insanlar için olmadığını, ancak gençlik veren büyülü bir bitki olduğunu söyler. Gılgamış bitkiyi bulur, ancak tam onu yiyecekken bir yılan bitkiyi çalar (bu, yılanın deri değiştirerek yenilenme yeteneğine dair kadim bir açıklamadır).
Nihai Ders: Gılgamış Uruk'a elleri boş döner. Ancak şehrinin surlarına baktığında şunu anlar: İnsan bedeniyle değil, arkasında bıraktığı eserlerle, yazdığı destanla ve kurduğu adaletle ölümsüzleşir. Ölümsüzlük bir ot değil, bir mirastır.







