top of page

Sigmund Freud ve Psikanalizin Derin Sularında Bir Yolculuk

  • Yazarın fotoğrafı: Sena Hacıoğlu
    Sena Hacıoğlu
  • 21 Oca
  • 3 dakikada okunur
Sigmund Freud ve Psikanalizin Derin Sularında Bir Yolculuk

Modern psikolojinin en tartışmalı ve en etkili figürlerinden biri olan Sigmund Freud (1856–1939), insan zihnini algılayış biçimimizi kökten değiştiren bir devrimin mimarıdır. Tıp eğitimi almış bir nörolog olarak kariyerine başlayan Freud, hastalarının fiziksel bir nedeni olmayan sinirsel semptomlarını incelerken, buzdağının görünmeyen kısmına; yani bilinçdışına odaklanmaya karar vermiştir. Freud'a göre insan davranışı, sadece mantıklı kararların bir sonucu değil, aynı zamanda çocukluktan gelen bastırılmış arzuların, travmaların ve içgüdüsel dürtülerin karmaşık bir çatışma alanıdır. Psikanaliz adını verdiği yöntemle, hastalarını bir divana yatırıp "serbest çağrışım" yoluyla konuşturarak, bu gizli çatışmaları gün yüzüne çıkarmaya çalışmıştır. Freud'un teorileri sadece klinik psikolojiyi değil; edebiyatı, sinemayı, sosyolojiyi ve genel anlamda 20. yüzyılın tüm entelektüel dokusunu derinden etkilemiştir. Viyana'nın muhafazakar atmosferinde cinselliği ve saldırganlığı insan doğasının merkezine yerleştirmesi, dönemi için büyük bir skandal olsa da, bugün modern insanın kendini tanıma yolculuğunda kullandığı pek çok kavramın (savunma mekanizmaları, ego, rüya yorumu gibi) temelini atmıştır. Freud'un mirası, bazı bilimsel eleştirilere rağmen, insanın kendi iç dünyasıyla yüzleşme cesaretinin en büyük sembolü olmaya devam etmektedir.

2026 yılının perspektifinden geriye dönüp baktığımızda, Freud’un sadece bir "doktor" değil, aynı zamanda bir "kültür kuramcısı" olduğunu daha net görebiliyoruz. Onun 1900 yılında yayınladığı "Rüyaların Yorumu" (Die Traumdeutung) adlı eseri, bilimin sadece ölçülebilir verilerle değil, aynı zamanda öznel anlamlarla da uğraşması gerektiğini kanıtlamıştır. Freud, bireyin kaderinin çocukluk yıllarındaki anne-baba ilişkileriyle (özellikle Oedipus Kompleksi üzerinden) şekillendiğini savunarak, aile yapısını ve çocuk gelişimini mercek altına almıştır. Her ne kadar "psikoseksüel gelişim evreleri" gibi bazı teorileri günümüzde ampirik kanıt eksikliği nedeniyle eleştirilse de, "bastırma" ve "aktarım" (transferans) gibi süreçlerin terapi odalarındaki geçerliliği hala tartışmasızdır. Freud, hayatının son yıllarında Nazi baskısı nedeniyle Londra'ya göç etmek zorunda kalmış, ancak orada bile teorilerini geliştirmeye devam etmiştir. O, insanı kendi zihninin efendisi sanan o kibrine en büyük darbeyi vuran isimlerden biridir; çünkü Freud'a göre, bizler aslında kendi evimizde, yani zihnimizde, her zaman "misafir" konumundayızdır. Bilinçdışının o devasa karanlığı, bizim her hareketimizi yöneten asıl güçtür.

Bilinçdışının Haritası: İd, Ego ve Süperego Çatışması


Freud, insan zihnini yapısal bir modelle açıklar. Bu modelde üç temel güç sürekli bir savaş halindedir. İd, doğuştan gelen, haz odaklı ve mantık dışı olan ilkel dürtülerimizdir (açlık, cinsellik, saldırganlık). Süperego, toplumun ve ailenin bize yüklediği ahlaki değerleri, vicdanı ve ideal benliği temsil eder. Ego ise bu iki zıt gücün arasında denge kurmaya çalışan, gerçeklik ilkesine göre hareket eden arabulucudur. Bir insan sağlıklı bir psikolojiye sahip olmak istiyorsa, egosu bu çatışmaları başarıyla yönetebilmelidir. Aksi takdirde, egonun başvurduğu "savunma mekanizmaları" (yansıtma, inkar, yüceltme vb.) patolojik bir hale dönüşebilir.


Freud'a göre rüyalar, bilinçdışının sansürlenmiş arzularını semboller aracılığıyla ifade ettiği bir oyun alanıdır. "Rüyaların Yorumu" kitabında rüyaların rastgele sinirsel boşalımlar olmadığını, aksine her rüyanın bir "arzu doyurumu" olduğunu savunur. Rüyadaki görünen içerik (manifest content), aslında çok daha derin ve gizli bir anlamın (latent content) maskelenmiş halidir. Freudyen rüya tabiri, bu sembolleri çözerek kişinin bastırılmış korkularına ve tutkularına ulaşmayı hedefler. Bu yöntem, sadece psikolojide değil, sürrealizm gibi sanat akımlarında da rüya estetiğinin temelini oluşturmuştur. Freud'un teorileri içinde en çok tartışılan konu, çocukluktaki kişilik gelişimini cinsel enerji (libido) üzerinden açıklamasıdır. Oral, anal, fallik, latent ve genital evrelerden oluşan bu model, çocuğun haz bölgelerinin değişimine göre kişiliğin şekillendiğini öne sürer. Bu evrelerde yaşanan saplanmaların (fiksasyonlar), yetişkinlikteki karakter özelliklerini belirlediğini savunur. Modern psikoloji bu teorileri fazla deterministik ve ataerkil bulsa da; Freud'un çocukluğun yetişkinlik üzerindeki devasa etkisine yaptığı vurgu, bugünkü gelişimsel psikolojinin ve bağlanma teorilerinin önünü açan en temel devrimdir.



AVIORESBLOG

Künye 

Güncel, doğru ve özgün bilgilerin adresi..

Temsilci: Sena Hacıoğlu

Adres: İstiklal Mah. Çark Cad.  273 nolu bina kat:2 daire: 207 Serdivan/ Sakarya

Türkiye

İletişim: avioresblog@gmail.com

Kullanım Koşulları        Gizlilik Politikası         Çerez Politikası

  • Instagram
  • Pinterest
  • TikTok
  • İş Parçacığı
© Copyright®

2023, AVIORESBLOG tarafından kurulmuştur.

bottom of page