Çin Mitolojisi: Pangu'nun Yaratılışı ve Ejder İmparatoru
- Sena Hacıoğlu
- 12 Oca
- 2 dakikada okunur
Batı mitolojisinde gördüğümüz "tanrısal irade ile yaratım" anlayışının aksine, Çin kozmogonisi (evrenin doğumu) çok daha organik ve biyolojik bir süreçle başlar. Efsaneye göre, zaman ve mekanın, yerin ve göğün olmadığı o kadim dönemde, evren devasa bir kozmik yumurta şeklindeydi. Bu yumurtanın içinde, her şeyin birbirine karıştığı, şekilsiz ve karanlık bir kaos hakimdi; Çinliler buna "Hundun" adını verirler. Bu kaosun merkezinde, 18.000 yıl boyunca derin bir uykuda olan ilksel dev Pangu vardı.
Pangu, sadece bir dev değil, evrenin potansiyel enerjisiydi. Yumurtanın içinde büyüyüp gelişirken, karşıt güçler (Yin ve Yang) henüz ayrışmamış, bir bütün halindeydi. Pangu uykusundan uyandığında, etrafını saran zifiri karanlıktan ve sıkışıklıktan bunaldı. Bu an, evrensel bilincin uyanışıydı. Yanında beliren (veya kendinden var ettiği) devasa bir balta ile tüm gücünü toplayarak kozmik yumurtaya vurdu. Bu darbe, sadece bir kabuğu kırmak değil, varoluşun ikili yapısını başlatmak anlamına geliyordu. Çin felsefesinin temeli olan denge, işte bu efsanevi darbe ile hayat buldu.
Pangu'nun yumurtayı kırmasıyla birlikte, içerideki karışık unsurlar birbirinden ayrılmaya başladı. Hafif, berrak ve aydınlık olan parçalar yukarı yükselerek Gök'ü (Yang) oluşturdu. Ağır, bulanık ve karanlık olan parçalar ise aşağı çökerek Yer'i (Yin) meydana getirdi. Ancak Pangu, bu iki unsurun tekrar birbirine karışmasından endişe ediyordu. Bu yüzden ayaklarını Yeryüzü'ne bastı ve elleriyle Gökyüzü'nü yukarı doğru itmeye başladı.
Efsaneye göre Pangu, her gün yaklaşık 3 metre (10 chi) büyüdü. O büyüdükçe gökyüzü yükseldi, yeryüzü kalınlaştı. Bu süreç bir 18.000 yıl daha devam etti. Pangu, yer ile gök arasındaki o devasa direk, o sarsılmaz sütun haline geldi. Bu tasvir, insanın doğa ile evren arasındaki köprü oluşunu simgeler. Pangu'nun yalnızlığı ve fedakarlığı, Çin kültüründeki "görev bilinci" ve "sabır" erdemlerinin de mitolojik kökenidir. O, sadece bir yaratıcı değil, aynı zamanda evrenin düzenini koruyan ilk muhafızdır.
Kaosun Bölünmesi: Yin, Yang ve Baltalı Dev Pangu
Çin yaratılış mitinin en şiirsel ve dramatik kısmı, Pangu'nun ölümüdür. Yer ve Gök artık birleşemeyecek kadar sağlamlaştığında, Pangu görevini tamamladığını hissetti ve yere yığıldı. Ancak onun ölümü bir son değil, yaşamın asıl başlangıcı oldu. Bedeni, bildiğimiz dünyanın coğrafi ve atmosferik unsurlarına dönüştü. Nefesi rüzgarlara ve bulutlara, sesi gök gürültüsüne dönüştü. Sol gözü Güneş olup dünyayı ısıttı, sağ gözü Ay olup geceyi aydınlattı. Kanı nehirleri ve denizleri, kasları verimli toprakları, kemikleri ise değerli madenleri ve kayaları oluşturdu. Saçları ve sakalları gökyüzündeki yıldızlara, derisindeki tüyler ise yeryüzündeki bitki örtüsüne ve ormanlara dönüştü. Hatta bazı anlatılarda, Pangu'nun terinin yağmura ve çiğ tanelerine dönüştüğü söylenir. Bu dönüşüm efsanesi (metamorfoz), doğadaki her parçanın kutsal olduğu ve hepsinin aynı özden geldiği inancını pekiştirir. Çin düşüncesinde doğaya saygı duyulmasının temelinde, onun Pangu'nun bedeni olduğu inancı yatar.
Pangu dünyayı şekillendirdikten sonra, sahneye insanlığın yaratıcıları ve medeniyetin kurucuları çıkar. Burada "Ejderha" figürü devreye girer. Batı mitolojisindeki kanatlı, ateş püskürten ve genellikle kötücül ejderhaların aksine; Çin ejderhası (Loong), bilgeliğin, yağmurun, bereketin ve imparatorluk gücünün sembolüdür. Yarı insan yarı yılan/ejderha gövdesine sahip tanrıça Nuwa ve kardeşi/eşi Fuxi, Pangu'nun yarattığı dünyada insan soyunu kilden şekillendirmiştir.
Çin halkı kendilerini "Ejderha'nın Torunları" olarak tanımlar. Bu inanç, efsanevi Sarı İmparator (Huang Di) ve Yan İmparator'a dayanır. Sarı İmparator'un öldüğünde bir ejderhaya dönüşüp göğe yükseldiği anlatılır. Ejderha, yer (su/toprak) ile gök (hava) arasındaki bağlantıyı sağlayan ilahi bir habercidir. Çin imparatorlarının yüzyıllar boyunca ejderha sembolünü tahtlarında ve kıyafetlerinde kullanması, güçlerini bu kozmik yaratılış silsilesinden ve Pangu'nun mirasını taşıyan atalarından aldıklarını gösterme biçimidir.









